düşüncelerinize mahkum olmayınmahkum olmak için parmaklıklar ardında olmak gerekmiyor. insanlar, kendi bakış açılarının, seçimlerinin, fikirlerinin esiri olabiliyorlar. o yüzden bir çok zeki insan hayatlarının büyük bir kısmını ziyan ediyor. üzücü ama doğru.

bu durum bir düşünce tuzağı gibi. ancak ne yazık ki bu tuzağa kapılan insanlar bunu göremiyor ya da itiraf edemiyor. çünkü uzun süredir çabaladığınız bir şeyin hata olduğunu veya sizi bir çok şeyden alıkoyduğunu, hedefinize yaklaştırmadığını itiraf etmek de kolay değil.

hepimiz bir şekilde rahat bir hayat istiyoruz. bir şekilde bunun için çalışıyoruz. bazılarımız keyif aldığı bir şeylerle uğraşarak hayatını geçirmek istiyor, bazılarımız yapacak başka bir şey olmadığını düşünerek hoşnut olmadığı ama yapmak zorunda olduğunu düşündüğü işinde başarılı olmaya çalışıyor, bazılarımız bir anda bir çok şeyle uğraşarak bir çıkış yolu arıyor… vs. vs. … ortak noktamız arayış içinde olmamız.

bir noktada sıkışıp kalmamıza neden olarak zamanımızı boşa harcatan bir düşünce yapısına sahip olduğumuzu gösteren ortak (ve üzücü) bazı belirtiler var. genel anlamda yaşadığınız hayat rahat bile olsa aşağıdaki belirtileri inceleyip, potansiyelinizi doğru kullanıp kullanmadığınızı anlamak veya gerçekten verdiğiniz karara sıkışıp sıkışmadığınızı kontrol etmek isteyebilirsiniz;

1. son zamanlarda sık sık yeterince iyi olmadığınızı düşünüyorsunuz.

ne yapıp ne yapamayacağınızla, neyin mümkün neyin imkansız olacağıyla ilgili sınırlayıcı inançlarınızdan vazgeçin. şu andan itibaren yanlış yerde sıkışmanıza neden olan sınırlayıcı inançlarınıza izin vermeyin.

kutunun dışında düşününinanç, zihnin kontrol ettiği bir fikir değildir, zihni kontrol eden bir fikirdir. hiç bir zaman, hayallerinizin ve hedeflerinizin peşinden koşmak için mükemmel bir zaman olmayacak. hiç bir zaman kendinizi %100 hazır hissetmeyeceksiniz. her gün gelişiyorsunuz. bulmanız gereken kendinize olan inancınız. bu inanç belirsizlikle yaşamanız, hayatı kendi tarzınızla hissetmeniz, içgüdülerinizin size karanlıkta yolunuzu aydınlatan bir fener gibi yol göstermesine izin vermeniz demek.

bugün, her şeyinizin olduğuna, tamamen yeterli olduğunuza, değecek kadar hedefinize ulaştığınıza inanmayı seçseydiniz ne olurdu? ve yine bugün, yeteri kadar güçlü olduğunuza, yeteri kadar bilgili, yeteri kadar nazik olduğunuza, devam etmek için yaptığınız şeyi yeteri kadar sevdiğinize inanmayı seçseydiniz ne olurdu? bugün gün bittiğinde, çok iyi bir iş çıkardığınıza inanmayı seçseydiniz ne olurdu? ve yarın sabah, hepsine tekrar inanmayı seçseydiniz ne olurdu?

2. başkalarının beklentilerini tatmin etmekle çok meşgulsünüz.

çok fazla insan, kendisine ait olmayan bir hayat yaşıyor. kendi hayatlarını, başkalarının onlar için en iyisini yakıştırmalarına göre yaşıyorlar… kendi hayatlarını, ailelerinin onlar için en iyisinin ne olduğuna karar vermelerine göre yaşıyorlar… arkadaşlarının, düşmanlarının, öğretmenlerinin, hükümetlerinin ve medyanın yönlendirmelerine ve yakıştırmalarına, kendi doğrularını dayatmalarına göre yaşıyorlar. kendi iç seslerini ve içgüdülerini dinlemiyorlar. başkalarını memnun etmeye çalışmakla öyle meşguller ki kendi hayatlarının kontrolünü kaybediyorlar. onları gerçekten neyin mutlu ettiğini, ne istediklerini, neye ihtiyaçları olduğunu unutmuş durumdalar… ve sonuçta kendilerini tamamen unutmuş durumdalar.

sadece bir tane hayatınız var; onu da şu anda yaşıyorsunuz. yaşamanız gereken hayat o, başkalarının size yakıştırdığı değil.

3.  kendinizi sürekli bir şeylerden şikayet ederken yakalıyorsunuz.

sürekli bir şeylerden (insanlardan, durumlardan, olaylardan vs. vs.) şikayet etme ihtiyacınız, sizi mutsuz etmek ve depresif hale getirmekten başka bir işe yaramıyor.

siz izin vermediğiniz sürece hiç kimse sizi mutsuz edemez, hiç bir durum sizi üzemez veya perişan edemez. bu duyguları tetikleyen şey olaylar değil olaylara nasıl baktığınızdır. kabul etmek zor biliyorum ama gerçek bu. bu bakış açısına sahip olmaya istekli olmak da bir seçim. en yalın haliyle; hayat, siz nasıl bakıyorsanız size öyle görünecek. olumlu bakış açısının gücünü azımsamayın. ve bunu “polyannacılık” olarak gören olumsuz bakış açısına sahip insanlara kapılmayın.

4. herkesi suçlama huyunuz var.

sizde olan veya olmayanlar, hissettikleriniz veya hissetmedikleriniz için başkalarını suçlama ihtiyacınızından vazgeçin. gücünüzü ziyan etmeyin ve hayatınızın sorumluluğunu alın. başkalarını suçlamak, -en basit haliyle- seçimlerimizin, kararlarımızın sorumluluğunu almamaktır.

ya sorunlarınız vardır ya da sorunsunuzdur. nokta.

5.  başarılı olmak yerine başarısız olmamaya odaklısınız.

bir şeyi yapmamaya odaklanmak direkt olumsuz düşünce yapısının temelini oluşturuyor. ortalama olmak size rahat geliyor. – denememeyi seçiyorsunuz. çünkü o daha güvenli. çünkü bir şeyin yapılmasından bahsetmek, onu gerçekten yapmaktan daha kolay. çünkü her şeyin zor veya çok karmaşık olduğunu düşünüyorsunuz; o yüzden, yapmayı “erteleyeceksiniz”,  veya “belki bir gün yapacaksınız”. çünkü işinizden nefret ediyorsunuz ama başka bir işe başvurmayacaksınız; çünkü reddedilme ihtimalini reddetmek daha kolay.

siz deneme konusunda başarısız bir şekilde öylece otururken, gerçekten ihtiyacınız olan şey; deneyerek başarısız olmak, kendinize meydan okumak, yeni şeyler öğrenmek ve başarısızlıkları olabildiğince hızlı geçmek. başarılı olma isteğiniz başarısızlık korkusuna üstün gelmeli. çünkü, başarısızlıktan çok korkarsanız, başarılı olmak için yapmanız gerkenleri muhtemelen yapamayacaksınız.

6. haklı olma isteğine sıkışıp kalmışsınız.

bir çoğumuz haksız olmaya tahammül edemiyoruz ve özel veya profesyonel hayatımızdaki dengeleri bozma riski bile olsa, her zaman haklı olmayı istiyoruz. buna değmez. kimin haklı kimin haksız olduğuyla ilgili bir tartışmaya, çekişmeye girme isteğiniz depreştiğinde kendinize şu soruları sorun;

  • “haklı mı yoksa nazik mi olsam daha iyi?”
  • “ne fark yaratacak?”
  • “egom o kadar büyük mü?”

sonuç: her zaman değişim sürecindesiniz, başkaları da öyle. her zaman haklı olmak zorunda değilsiniz. sadece hatalı olma konusunda o kadar endişeli olmak zorunda değilsiniz. bazı şeyleri berbat etmek, hepimiz için, büyümenin bir parçası. bazen hatalı olmak ve aptal görünmek ilerlemek için tek yol.

7.  korkularınızın geleceğinizi belirlemesine izin veriyorsunuz.

korku bir duygu, gerçek değil. sizin yarattığınız, var olmayan bir ilüzyon. zihninizde. zihninizi düzelttiğinizde eylemleriniz değişir.

rooseveltfranklin d. roosevelt şöyle demiş, “korkmamız gereken tek şey, korkunun kendisi.” bunu farketmekte fayda var. hiç bir zaman korkularınızın geleceğinizi belirlemesine izin vermeyin. hayalleriniz korkularınızdan büyük olduğunda kendinizi değişime zorlamış olursunuz. o yüzden hayalleriniz, korkularınıza ve içinde bulunduğunuz gerçeğe göre olmasın. tutkularınızı ortaya çıkardığınızda hayallerinizi tutkularınıza göre şekillendirmiş olursunuz ve eylemleriniz ona göre gelişir.

kitap okumak ve düşünmek bizi bilge değil eğitimli yapıyor. eyleme geçmek, hayalleri hedeflere ve hedefleri de gerçeğe dönüştürmek bilgeliğin kapısını açıyor. öncelikle bilgelik, kendiniz test ettiğinizde elde ettiklerinizden oluşur. bu tür bir hayat tecrübesi, sahip olduğunuz en değerli varlıktır.

bazen bilgeliğe giden yolda hayat sizi alaşağı edebilir; ama tekrar kalkmalısınız. çünkü, hiç bir şey ruhun hayatın zorlukları karşısında gelişmesi ve güçlenmesinden güzel değil. bu zorlukları yaşarken harcadığınız zamanla ilgili pişmanlık duymayın. gülümseyin, çünkü bu zorluklardan öğreniyorsunuz; çünkü gücünüz bu zorluklar üzerinde yükseliyor. sonuçta, neler yaşadığınız değil, o zorlukların hayatınızı ve geriye bırakacaklarınızı nasıl şekillendirdiği önemli.

8. fırsatları kaçırdığınıza inanıyorsunuz.

geçmişi bırakmalısınız. tamam kolay değil… özellikle, geçmiş şimdiden daha iyi ve gelecek belirsiz görünüyorsa. ancak, şunu göz önünde bulundurmakta fayda var ki tüm sahip olduğunuz, içinde bulunduğunuz andır ve her zaman da içinde bulunduğunuz ana sahip olacaksınız. özlem duyduğunuz geçmiş, çoğunlukla sizin “anınızken gözardı ettiğiniz” geçmiş. dolayısıyla artık geçmişe özlem duymayın, çünkü gelecekte de şu an içinde bulunduğunuz ana özlem duyacaksınız. kendinize bunu tekrar yapmayın.

içinde bulunduğunuz anı, geleceği olmayan bir geçmişle ziyan etmeyin.

9. değişime direniyorsunuz.

oscar wilde’ın dediği gibi “yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir. çoğu insan sadece var olur.”

kafanızın karışıklığı hayatınıza yansırolumlu bir hayat yaşamak, her şeyin sürekli olarak daha önce olduğu noktadan ileri gittiği gerçeğini kabul etmenize bağlı. sadece duygusal olarak geçmişten kopmanız değil, aynı zamanda kendinizi gönüllü olarak bilinmeyene doğru ilerlemeye zorlamanız gerekiyor. kendinizi yeni şeyleri denemeye açmalısınız; özellikle önceden yapmayı düşünmediğiniz veya denemekte tereddüt ettiğiniz şeylere.  bu, olumlu gelişim fırsatlarına kapılarınızı açmanızın yolu.

bir çok insan, mutsuz eden şeylerle sınırlandırılmış hayatlar yaşıyor ve şartlarını değiştirecek inisiyatifi almayı reddediyor. seçimlerinin tek seçimleri olduğuna şartlanmışlar çünkü bildikleri hayat o. rahatlık alanları gerçeği görmeleri konusunda kör ediyor -ki insan ruhuna hiç bir şey gelişime ve değişime direnen bir düşünce yapısı kadar zararlı değildir.

kişisel gelişim ve hayattan keyif almak yeni deneyimlerle yüz yüze gelmekle oluyor.

hayat sizin!

yukarıdaki noktalardan tamamını ya da bir tanesini bile deneyimliyorsanız, yalnız değilsiniz. hepimiz hayallerimize, hedeflerimize uymayan ve bazen bizi hareket etmekten alıkoyan hatalı düşünce yapısıyla mücadele ediyoruz. farkındalığın anahtarı; bu düşünce tuzaklarını farketmemiz ve onlar bizi durdurmadan bizim onları durdurmamız.

yukarıdaki belirtilerden hangisiyle mücadele ediyorsunuz? sizi ileri adım atmaktan alıkoyan seçimleriniz, düşünceleriniz ve tavırlarnızı neler? başa çıkabildiniz mi? değiştirebildiniz mi? düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim.

 

0
Düşüncelerinizi paylaşmanızı çok isterim, lütfen yorum yapın.x