bugünkü yoğun bilgi bombardımanı altında arada bazı basit gerçekleri gözden kaçırabiliyoruz. dikkatimizi dağıtacak o kadar çok şey var ki aklımız karışabiliyor. üniversitede okuyup hemen iyi para kazanmayı umuyoruz (üniversite mezunu sayısız işsiz varken), çok para kazanmayı mutluluğun ilk şartı olarak görüyoruz (çok zengin ve aynı oranda mutsuz sayısız insan varken), hata yapmamayı marifet görüyoruz (hatadan kaçınarak, başkalarının iki dudağı arasında eriyip giden hayatlarımıza rağmen). oysa düşünce tarzı ne kadar basit tutulursa, zihin çözüme o kadar yatkın oluyor.
bazı basit gerçekler gözden kaçabiliyor… bir şeyler yapıyoruz ama bakış açımızı sanki birazcık daha derinleştirir ve açısını genişletirsek zihnimizde başka bir kapı açılabilir. şöyle ki;
1 – eğitim ve zeka, eylem olmadan başarıyı yakalayamaz.
ister kuantum fiziği okumuş olun ister iq’nuz dahi seviyesinde olsun, eyleme geçmeden hiç bir şeyi değiştiremezsiniz veya gerçek dünyada bir gelişme gerçekleştiremezsiniz. bir şeyin nasıl yapılacağını bilmekle onu gerçekten yapmak arasında çok büyük bir fark var. bilgi ve zeka eylem olmadan hiç bir işe yaramıyor. bu kadar basit. o yüzden biliyorum diyip de oturmayın. yapmıyorsanız biliyor olmanız faydasız.
2 – mutluluk ve başarı iki ayrı şey.
çevremizde çok para kazanan bir çok insan var. ayrıca çok para kazanamayan bir çok insan da var. çok kazananlarla az kazananların ortak sorunu para… biri çokluğundan diğeri azlığından şikayet ediyor. buradan şunu çıkarmak mümkün, para hiç bir şekilde mutluluk getirmiyor. para kazanmak bir başarıysa mutluluğu sağlayacak yeterliliğe sahip değil…
mutluluk içten gelen ve kişinin hayata bakış açısıyla örtüşen bir ruh hali. hayata ve olaylara olumsuz yaklaşıyorsanız, doğal olarak bu bakış açısı mutlu olmanızı engelliyor -ki mutlu olmakla ilgili herhangi bir düşünce taşımıyorsunuz zaten.
başarılı olmak için odaklandığımız şeylerle mutlu olmak için yaptığımız seçimler aayrı yrı ele alındığında bir anlam ifade ediyor. mutlu olmayı başarılı olmaya bağladığınızda bu başarıyı hayatınızın olmazsa olmaz bir parçası haline getirdiğinizde, hayatınızda olan başka mutluluk verici bir çok şeye yer vermemeniz gibi bir durum ortaya çıkıyor.
belki de en iyisi mutluluğu ve mutsuzluğu başarı şartına baağlamamak. “beni ne mutlu edecek?” ve “beni başarılı kılacak olan ne?” sorularının cevabı önemli ama bunlar birbirinden bağımsız iki farklı soru.
3 – herkes kendi işini yönetir.
hayatınızı nasıl kazandığınız önemli değil aslında. ister maaşlı çalışıyor olun, ister kendi işinizi yapıyor olun. asıl soru: ne satıyorsunuz? kime satıyorsunuz? tüm gün maaşlı çalışan plaza insanı olsanız bile, aslında kendi işinizi yapıyorsunuz. bir müşteriye (işvereniniz), zamanınızın bir birimini (saat olarak ele alalım) belirli bir fiyattan (maaşınız) satıyorsunuz (işvereninize).
peki zamanınızı azaltıp karı nasıl arttırırsınız? bunun cevabı herkes için farklı. büyük hayalleriniz varsa aramanız gereken bir cevap gibi görünüyor. yani eğer zamanınızı daha değerli kılmak istiyorsanız. çünkü geleneksel hale gelmiş (yani maaşlı) bir çalışma tarzıyla bazı hayalleri gerçekleştirmek zor. o yüzden bu konuda da bakış açınızı değiştirmeniz faydalı olabilir.
4 – fazla seçeneğe sahip olmak karar vermeyi zorlaştırır.
bilgi akışının ışık hızıyla gerçekleştiği ve fırsatların sonsuz olduğu 21. yüzyılda, hayatımızı ve kariyerimizi planlama konusunda çok fazla sayıda seçeneğe sahibiz. fakat ne yazık ki çok fazla sayıda seçenek olmazı kararsızlığa, kafa karışıklığına ve eylemsizliğe neden oluyor.
bir çok iş ve pazarlama çalışmalarına göre tüketiciler ne kadar çok sayıda ürün seçeneğine maruz kalırsa, o kadar az ürün alıyormuş. sonuçta, 3 seçenekli bir durumdan en iyi ürünü seçmek bir kaç yüz üründen en iyisini seçmekten daha kolay. satınalma kararı ne kadar zorsa insanlar o kadar vazgeçme eğilimine sahip oluyorlar.
o yüzden bir ürün satıyorsanız, basit tutun. ve eğer hayatınızla ilgili bir karar vermeye çalışıyorsanız, olabilecek her fırsatı, her detayı değerlendirmeye çalışarak vaktinizi çöpe atmayın. işe yarayacağını düşündüğünüz bir şeyi seçin ve başlayın. o işe yaramazsa başka bir şeyi seçin ve devam edin.
5 – herkesin başarı ve başarısızlık anlayışı farklı.
bu durum biraz yukarıdaki mutluluk ve başarı ikilisine benziyor, ama bu iki tanımın çıkış noktaları benzeşiyor.
mükemmel olma çabası vakit kaybı. mükemmellik sadece bir illüzyon.
bütün insanlar, idollerimiz bile, çok boyutlular. güçlü işadamları, yazarlar, hatta kendi ailemiz bile hayatlarında başarı ve başarısızlık boyutlarına sahipler.
başarı boyutumuz genelde yapmak için çok zaman ayırdığımız şeylerle çevrili. bu boyut içinde başarılıyız çünkü üzerinde çok çalışmış oluyoruz. bu, başkalarının görmesini istediğimiz boyut -hayatımızın çalışmasını kapsıyor. yaptığımız en iyi şeyleri içeriyor. kişiliğimizin, insanlara gösterdiğimiz kısmı: “başarılı x bey/hanım” veya “ödül kazanan x”
ancak, topluma karşı cilaladığımız hikayemizin ardında, açıklanmamış uzun bir başarısızlık listesine sahip olan çok boyutlu bir insan bulunuyor. hiç bir başarı hata içermeden elde edilmiyor. ancak, başarısızlık zayıflık olarak görüldüğü için başarılı insanlar başarısızlıklarını dillendirmemeyi tercih ediyorlar.
6 – yaptığınız her hata bir gelişimdir.
hatalar bize önemli dersler öğretirler. ne zaman bir hata yapsanız, hedefinize bir adım daha yaklaşmış olursunuz. sizi incitebilecek olan yegane hata hiç bir şey yapmamak olur çünkü hata yapmaktan çok korkuyorsunuz.
o yüzden çekinmeyin ve kendinizden şüphe duymayın. hayat, şansın yüzümüze gülmesiyle değil şansı yaratmakla ilgili. bu çok yapılan klişe bir tartışma. herkes aslında kendi şansını yaratır cümlesi, şansın gökten zembille düştüğüne inananlar tarafından heyecan verici bulunmaz çoğunlukla. yaptığınız şeyin işe yarayacağına %100 emin olamazsınız ama hiç bir şey yapmamanın %100 işe yaramayacağına emin olabilirsiniz. sadece yapın… ya işe yararsa?
ve sonucu ne olursa olsun, her zaman olması gereken oluyor. ya başarılı oluyorsunuz ya da bir şeyler öğreniyorsunuz. kazan-kazan. hiç hareket etmediğinizde sonucun ne olacağını hiç bilemeyeceksiniz ve sonsuza dek aynı noktada çakılı kalacaksınız.

7 – insanlar yapmayı sevmedikleri şeylerde başarılı olabilirler.
her ne kadar kulağa sevmediğiniz bir işi seçmenizi söylemişim gibi geliyorsa da, bir çok zeki insanın söylediği “bir işte iyi olmak istiyorsan, sevdiğin işi yapmalısın” sözüne de katılmıyorum. bence bu doğru değil.en azından tamamen doğru değil.
mali müşavir bir arkadaşım var. bir çok kez işini artık sevmediğini söylemiştir- çok sıkılıyormuş. ama sürekli yeni müşteriler geliyor ve kazandığı para artıyor. bunu uzun süredir söylüyor ama işini de çok iyi yapıyor. başarı için sevmek şart değil… ama mutlu olmak konusu tamamen farklı. yukarıda bahsetmeye çalıştığım buydu.
8 – başkalarıyla yaşadığımız sorunlar çoğunlukla bizden kaynaklanır.
çoğunlukla başkalarıyla -eşimiz, anne-babamız, çocuklarımız vs.- olan problemlerimiz, gerçekte onlarla ilgili değildir. çünkü onlarla aramızda olduğunu düşündüğümüz bir çok problemi, bilinçaltımızda biz yaratıyoruz. yaptıkları bir şey bizim korkularımızdan ya da güvensizliklerimizden birini tetikliyor olabilir. veya yapmalarını beklediğimiz bir şeyi yapmıyorlardır. her ne olursa olsun, bu tür problemler karşımızdaki insanla değil bizimle ilgili.
ve bu sorun değil aslında. bu bakış açısına sahip olduğunuzda çözmeye başlayacağınız açmazlar çözüldükçe, çözmesi kolaylaşacak. nihayetinde hepimiz, kendi kararlarımızın sahibiyiz. geçmişten gelen etkilerle kafamızı karıştırmaya da, zihnimizi önümüzdeki reel sorunların çözümüne odaklanmaya da biz karar veriyoruz.
yegane ihtiyacımız, ‘neydi’ ve ‘nasıl olmalıydı’ demek yerine enerjimizi ‘nedir’ ve ‘ne olabilir’ demeye odaklayarak olaylara farklı bir bakış açısıyla bakmak.
9 – duygusal kararlar çok seyrek olarak iyi kararlardır.
ağır duygularla alınmış kararlar, aklı selim değerlendirmeler yerine sıklıkla hatalı tepkilere yol açar. bu tepkiler, hassas bir farkındalık yerine anlık duygularla oluşan düşüncelerin bir yan ürünü.
duygularınızın zihninizin önüne geçmesine izin vermeyin. yavaşlayın ve hayatınızı değiştirecek kararlar vermeden önce üzerinde düşünün.
10 – fırsatlar karşısında hiç bir zaman kendinizi %100 hazır hissetmeyeceksiniz.
insanlar, çoğunlukla fırsatları hazır olmadıklarını düşündükleri için değerlendirmekten kaçınıyorlar. başka bir değişle, bir fırsatı değerlendirmeden önce gerekli olduğunu düşündükleri bilgiye, beceriye ve deneyime sahip olmaları gerektiğine inanıyorlar. ne yazık ki bu düşünce tarzı kişisel gelişimi sekteye vurduran bir durum.
gerçek şu ki; bir fırsat önüne geldiğinde hiç kimse hiç bir zaman kendini %100 hazır hissetmez. çünkü hayattaki büyük fırsatların çoğu bizi duygusal ve zihinsel olarak zorlar. bizi rahatlık alanımızın dışına çıkmaya zorlar -ki ilk başta hiç kimse kendini rahatlık alanının dışında rahat hissetmez zaten. ve rahat değilsek, kendimizi hazır da hissetmeyiz.
sadece, fırsatların belli anları hayatınız boyunca sürecek kişisel gelişim ve büyümeyi sağlar. eğer hayatınızda olumlu bir değişim arıyorsanız, hazır olmasanız bile, değerlendirdiğiniz fırsatların içindeki anlara dikkat edin. büyük değişimler, küçük değişimlerin toplamından meydana gelir.
Birçok kitap, konferans, açık oturumda aktarılmayan, özlü, çok değerli bilgilerin aktarıldığı bir makale olmuş. Bu da kişisel gelişiminizi oldukça yukarı bir noktaya taşımış olduğunuzun açık belirtisi. Artık bilgilerinizi kitap haline getirip yayınlama zamanının çoktan geldiğini düşünüyorum. İlk kutlayanlardan biri olmak isterim izninizle; kitap yazarlığı (elbette E kitap dahil) hayatınızda başarlar dilerim. Sevgiler saygılar. 3 Haziran 2018. Ertan FUNDA
çok teşekkür ederim Ertan bey.