mutlu olmak hepimizin önemsediği bir konu, öyle değil mi? yani… kim mutlu olmak istemez ki? her ne kadar mutlu olma konusunda daha çok maddi olanakları ön şart olarak görüyorsak da temelde mutlu olmayı istemek hepimiz için neredeyse ortak hedef. psikolog iris mauss, gerçekleştirdiği bir seri çalışma sonucunda insanlar mutluluğa değer verdikçe daha az mutlu oldukları sonucuna ulaşmış.
mutluluk yolunda yaptığımız ortak hatalar
1. mutlu olup olmadığımızı anlamaya çalışmak
mutluluğu kovalarken deneyimlemek istediğimiz hedef daha çok keyif almak ve rahat olmak. gelişme gösterip göstermediğimizi anlamak için geçmişteki mutluluklarımızla şimdiki mutluluklarımızı karşılaştırma ihtiyacı hissederiz. bu, şöyle bir sorun yaratıyor: kıyaslama yaptığımız anda deneyimleme durumundan değerlendirme durumuna geçiyoruz. psikolog mihaly csikszentmihalyi‘nin onlarca yıl süren araştırmalar sonucunda yazdığı kitabında da belirttiği gibi akışta olmanın, tümüyle eylemin içinde olmak olduğunu göz önünde tutun. bir kitabı okumaya, bir sporu yapmaya, bir oyunu oynamaya veya yıllardır görmediğiniz iyi bir arkadaşınızla ettiğiniz sohbete kendinizi tamamen kaptırdığınızı düşünün. yaptığınız eyleme kendinizi o kadar kaptırırsınız ki zamanın nasıl geçtiğini bilmezsiniz, bu dünyanın dışına çıkmış gibisinizdir; başka bir boyuttaymış gibi.
csikszentmihalyi, insanların akışta oldukları zaman, eyleme veya sohbete, çok fazla odaklanmalarından dolayı mutlu olup olmadıklarını düşünmediklerini gözlemlemiş. fakat sonrasında, geriye dönüp baktıklarında, akışı optimal duygu deneyimi olarak tanımlamışlar… olabileceğin en uygunu. mutluluğu ararken mutlu olmaya o kadar çok odaklandığımızda bizi mutlu eden detayları gözden kaçırıyoruz. bizi mutlu eden şeylerle ilgilenmek yerine arayışta olmanın baskısıyla meşgul ediyoruz kendimizi. dolayısıyla, bu durumun yarattığı depresyon, gün içinde ilgilendiğimiz işlerin bizim için daha az eğlenceli olmasına neden oluyor ve bunun üzerinde düşündüğümüzde ne kadar sıkıcı bir şey yaptığımız sonucuna varıyoruz. bu da depresyonu tetikliyor. kendinizi akışa bırakın ve her ne yaşıyorsanız içinde olun.
2. hayat koşullarının mutluluk üzerindeki etkisini abartmak
psikolog dan gilbert‘in mutluluk üzerine çeşitlemeler kitabında insanların hayattaki olumlu olayların duygusal etkilerini abartmaya meyilli olduğunu anlatıyor. harika bir oda arkadaşının veya iyi bir ikramiyenin bizi daha daha mutlu edeceğini, yeni şartlara daha iyi uyum sağlamamızı kolaylaştıracağını düşünüyormuşuz. ama mesela, piyangodan ikramiye kazanmanın uzun süreli bir mutluluk sağlamadığı görülmüş. her yeni maddi kazanımda mutlu olduğumuzu düşünüyoruz ama bir süre sonra günlük sıkıcı olduğunu düşündüğümüz rutine dönüyoruz. koşullar bir yere bizi mutlu ediyor ama devamlılığı için mutluluğu koşullara bağlamak mutluluğun etkisini ve süresini kısıtlıyor.
3. mutluluğu yalnız kovalamak
mutluluk bireysel bir durum, o yüzden mutluluğu ararken kendimize odaklanmamız doğal. kaldı ki varlıklı olmanın kanıtı, almak ve vermek arasındaki dengede gizli. doğada yalnız bile olsa insan, vermediği sürece almayı da sağlıklı gerçekleştiremiyor. kişinin sadece kendine odaklı olması, mutluluğunu baltalaması ve depresyona neden olmasıyla sonuçlanıyor. yapılan bir araştırmada, sadece mutlu olmaya değer verdiğinde, kişi ne kadar yalnızsa her geçen gün kendini daha yalnız hissetmiş. başka bir araştırmada da bir süre sonra insanlar kendilerini çok daha yalnız hissettiklerini ifade etmişler ve hatta yalnızlık hissine bağlı olarak hormonal dengesizlikler görülmeye başlanmış. mutlu olmak adına sevdiğimiz insanlardan uzaklaşma konusunu iyi düşünmek gerekiyor.
4. yoğun mutluluk arayışı
mutlu olmak istediğimizde neşe, haz, keyif, ve heyecan gibi olumlu güçlü duygular arıyoruz. ancak araştırmalar göstermiş ki mutluluğa giden yol böyle bir şey değil. psikolog ed diener‘in önderliğinde bir araştırma yapılmış; bu araştırmaya göre, mutluluk sık sık tekrarlanma üzerine gelişiyor, olumlu duyguların yoğunluğuna göre değil. yoğun olumlu duyguları hedeflediğimizde deneyimlerimizi daha yüksek bir standarda göre değerliyoruz ve bu hayalkırıklığı yaratıyor.
araştırmalar, yoğun olumlu bir duygu yaşamanın, sıradan duyguları daha az olumlu olarak sınırlamamıza neden olduğunu ortaya çıkarmış.
gerçekten de mauss ve ekibi, insanların özellikle mutluluk arayışında olduklarında, daha önceden keyif aldıkları şeylerden daha az keyif almaya başladıkları sonucuna ulaşıyor. mesela araştırmada, keyif aldıkları bir spor dalında favori sporcuları altın madalya almışsa bile eskisi kadar sevinmiyorlar. hatta; yarışma daha heyecanlı olmadığı için hayal kırıklığına bile uğruyorlar. çalışmalar, yoğun olumlu deneyimlerin sıradan olumlu deneyimleri daha az olumlu hissetmemize neden olduğunu göstermiş. bir kere altın madalya kazanılmışsa veya büyük ikramiye çıkmışsa, iyi bir park yeri bulunca veya bir video oyununu kazanınca keyif almak zorlaşıyor. çok yoğun bir şekilde yapılan mükemmellik arayışı sizi mutlu edecek detayları gözden kaçırmanıza neden olur.
her gün mutlu muyum değil miyim diye değerleme yapmak ve hayalinizdeki işi kovalamak yerine, gün içindeki küçük mutluluklara odaklanmak ve kendinizi akışa bırakmak gün be gün sizi arzu ettiğiniz noktaya ulaştıracaktır. mutluluk planlanacak bir ruh hali değil. mutlu olmak için hedef koymak yerine mutlu olmayı seçmek sizi mutlu edecektir. mutluluğu “kovaladığınız” sürece sizden kaçıyormuş hissini yaşayacaksınız. dolayısıyla şartlarınızı değil hareketlerinizi değiştirmeniz sonuç getirecektir.
konuyu karmaşık hale getirmek içinden çıkılmaz bir hale gelmesine neden oluyor. geleceğiniz için hayalleriniz hedefleriniz olabilir. her şeyden önce hayalleriniz mutluluğunuzun ayrılmaz bir parçası olduğunda umutsuzluğa düşmeniz çok kolay olur çünkü bu, mutluluğu şartlara bağlamaktır. mutluluk bir şartın gerçekleşmesine değil onu seçmenizle birlikte yaşayacağınız bir ruh hali.
dolayısıyla, mutluluğu kovalamaya çok odaklanırsanız, hayatınız boyunca hep kovalıyor olabilirsiniz. param yok, evim yok, tanıdığım yok… bunlar olduğunda mutlu olmayacaksınız. ama mutlu olduğunuzda bunların olması için gerekli bakış açısını yakalamanız çok mümkün. hep dediğim gibi; değişin, hayatınız değişsin.