insanlık olarak atomu parçalayabiliyoruz, mars’ta koloni kurma projemiz var, kuyrukluyıldız üzerine araç kondurabildik, bir çok hastalığı dünya yüzeyinden silebildik… ve daha sayısız bir sürü başarımız var. bir mutluluğu mu halledemeyeceğiz? insan kendini tanıdıkça yapabileceklerinin sınırı genişliyor. mutsuzsanız mutlu, mutluysanız daha mutlu olmanın da bir sürü yolu var. tabi aslında bütün yollar hayata bakış açımızla direkt ilintili. ve bakış açımızı değiştirecek olan da  bazı hareketler var. yani direkt mutlu olmaya kafamızı taktığımızda sonuç alamıyoruz. henry david thoreau‘nun dediği gibi “mutluluk kelebek gibidir; kovaladıkça elinden kayar… ama dikkatini başka şeylere çevirirsen gelir hafifçe omuzlarına oturur.”

bir çoğumuz “mutluluğu seçmek” ile ilgili çok şüpheci yaklaşıyor. asında sadece “seçtim” demekle mutlu olunmuyor. bunun için çaba sarf etmek gerekir doğal olarak. seçimlerimizle ilgili çaba sarf etmediğimizde herhangi bir sonuç elde etmeyi ummak tam anlamıyla hayalperestlik olur. asıl soru şu: “nasıl bir çaba sarf etmeliyiz?”

bilimsel olarak desteklenmiş bir kaç öneri;

şükran duyma konusunda alıştırma yapın

spor salonunda çalıştığınızda zamanla kaslarınız gelişir ve ilk geldiğinizde kaldırdığınızdaki ağırlığı kaldırmak kolaylaşır. pozitif olmak da benzer  bir şekilde gelişiyor.

araştırmalara göre bilinçli olarak şükretme sayınızı saymak, daha olumlu -ve tabi ki daha mutlu- olmayı kolaylaştırmak için beyninizin şükretme kapasitesiyle ilgili bir egzersiz oluyor. (şikayet etmek de karamsarlığa yönelik tam ters yönde işliyor.) soru şu: hayatınızda olan iyi şeylere şükretmeye nasıl gayret ediyorsunuz?

şimdiye odaklanın

genelde hayal kurmayı keyifli bir eylem olarak düşünürüz, ama son araştırmalar zihninizi sürekli amaçsızca düşünceler arasında dolaştırdığınızda sizi perişan edebileceğini gösteriyor. diğer taraftan, (sıkıcı buluyor olsanız bile) an içinde yaptığınıza odaklandığınızda zihinsel sağlığınızı arttırıyorsunuz.

kim sıkıcı bulduğu şeye odaklanır ki diyebilirsiniz… ama görünen o ki yapılan işe odaklanmak gelecek endişesini veya bir düşünceye takılıp kalmayı bloklamak suretiyle zihni sakinleştirerek meditasyona yakın bir sükûnet yaratıyor.

daha fazla egzersiz yapın (yapmıyorsanız başlayın)

tv karşısında uzun saatler geçirenler kusura bakmasın ama bilim tartışma kabul etmez: vücudunuzu hareket ettirmeniz güçlü bir mutluluk arttırıcıdır. bir araştırmaya göre düzenli egzersiz yapmak antidepresanlar kadar işe yarıyormuş. sebebi; terlemenin, beyinde dolaşan nörotransmitterleri arttırması ve bunun da stresi azaltarak ve sizi sağlıklı tutması.

doğada zaman geçirin

insan ırkı, gelişmek için fiziksel olarak doğaya bağlı olmak zorunda ve aynı şey doğa için de geçerli. türümüz şehirlerde yaşama düzenine geçmeden önce milyonlarca yıl doğada yaşadı; oranladığınızda bütün bu süre içinde şehirde yaşama süresi göz kırpma süresi kadar. muhtemelen bu yüzden, yapılan bütün araştırmaların sonucunda, doğada vakit geçirmenin ruh halimize olumlu etkisi olduğu sonucuna varılıyor. masanıza küçük bir saksıda çiçek beslemeniz bile mutluluğunuzu arttırır. hatta fotoğrafını bile asmanız aynı etkiyi veriyor.

cömert olun

cömert olma fikri genel olarak sadece başkalarına yardım etmek şeklinde anlaşılıyor; oysa ki pek çok araştırmaya göre yadım etmek müthiş bir mutluluk arttırıcı etken aynı zamanda. wisconsin üniversitesi sağlıklı zihinler merkezi kurucusu ve beyninizin duygusal yaşamı (the emotional life of your brain) kitabının yazarı richard davidson, “bireyin, cömert ve fedakar bir tavırla bağ kurduğunda beyninde sağlıklı olmayı besleyen anahtar devresini harekete geçirdiğini gösteren fazlasıyla veri var artık.” diyor. cömertlik sadece cömertlik gösterilen kişiye değil cömertlik gösterene de faydalı.

sosyalleşin

insan, sosyal bir varlık, dolayısıyla sosyalleşmenin bizi mutlu etmesi şaşılacak bir durum değil. örneğin, bir araştırma sonucu şunu göstermiş ki kötü bir gün geçiren kişilerin en kısa sürede arkadaşlarıyla buluşması kesinlikle ruh halini iyileştiriyor.

hatta başkalarının bizimle bağlantıya geçmesi bizi daha da mutlu ediyormuş. harvard ve virginia üniversitesi’nde yapılmış başka bir araştırma (hem profesyonel hem de romantik olarak) insanları birbirleriyle tanıştırmanın da bizi mutlu ettiğini göstermiş. o yüzden sadece bir arkadaşınızı çağırmayın. birbirini tanımayan arkadaşlarınızı çağırın ve tanıştırın.

sosyal medyayı sınırlayın

arkadaşlarla bağlantıya geçmek mutluluğu arttırıyosa, o zaman buluşmalar planlayabilirsiniz. sosyal medyanın bu anlamda kullanımı da ruh halinizde olumlu bir etki yaratır gibi duruyorsa da pasif  olarak arkadaşlarınızın profillerinde dolaşmanız aynı şey değil. sosyalleşmek, yoğun bir şekilde karşılıklı iletişim ve etkileşim içeriyor. tek taraflı sosyal medyada vakit geçirmek değil.

başka insanların hayatlarıyla ilgili özenli bir şekilde hazırlanmış ve çoğunlukla da gerçek payı düşük paylaşımları sıkı sıkı takip etmek, kıskançlık ve yalnızlık hissinin artışı ve hayattan alınan tatminin düşmesi olarak kendini gösteriyor. hatta bununla ilgili bir çalışma, facebook hesabını kapatmanın bile zihinsel sağlığa olumlu etkisi olduğunu göstermiş. o yüzden sosyal medyayı nasıl kullandığınız konusunda bilinçli olmakta çok büyük fayda var.

materyalist tarafınızı eğitin

kötü haber: çok fazla sayıda araştırma göstermiş ki daha çok ve daha iyisini satın alma konusundaki şiddetli tutku mutluluğu çökertiyor. ama iyi haber de var. bilim, harcamalarınıza dikkat ederek ve reklamlara kapılmayarak materyalist tarafınızı kontrol altında tutabilir ve sağlıklı olmanızı bilinçli olarak değerlerinize yansıtabilirsiniz.

zenginliği sadece para ve güç sahibi olmak olarak değerlendirdiğinizde mutluluk getirmiyor. zenginliği -paranın ötesinde- daha geniş bir perspektifte el almak bakış açınızı da genişletecektir.

akıllı harcama yapın

sırf materyalist olmak zihinsel sağlınız için kötü sonuçlar doğuracak diye para harcamanın sizi mutsuz edeceğini düşünmeyin. daha büyük ve daha yüksek çözünürlüklü bir televizyonun size sağlayacağı bir kaç günlük mutluluğun yanında, bilimsel araştırmalar eşyadan çok deneyime ödenecek zor kazanılmış paraya daha fazla mutluluk sıkıştırılabildiğini gösteriyor.

örneğin; seyahate para harcamak, size seyahat planlaması keyfini (ki araştırmalara göre seyahatin kendisi kadar keyif vericiymiş), beraber seyahat edeceğiniz insanlarla bağ kurma şansını ve hayat boyu mutlu anılara sahip olmanın tadını çıkarmayı satın aldırıyor. bu, satın alınan pahalı eşyalardan daha büyük bir değer.

işe gidiş gelişler

işe gidiş gelişlerde trafikte geçirdiğiniz süre önemi. harvard’lı psikolog daniel gilbert’ın dediği gibi; “sıkışık trafikte her gün araba kullanmak farklı bir tür cehennem”. bizi mutlu eden günlük aktivitelerimizi sıraladığımızda doğal olarak işe gidiş geliş konusu en son sırada yer alıyor. her gün her gün trafikte zaman öldürmenin getirdiği mutsuzluk genel ruh halimize çok etki ediyor.

bu durumda şüphesiz ki işe gidiş geliş konusunu daha dikkatli düşünüp işe yakın bir yerden ev almak ya da ev kiralamak akılcı olacaktır.  bunun yanında gidiş gelişleri bisiklet veya motosiklet gibi daha hızlı bir şekle dönüştürmek de olabilir. hiç biri olmuyorsa işe gidiş gelişleri daha verimli kılmak, yani bu süre içinde bir şeyler öğrenmek gibi aktiviteler, yeni bir şeyler öğrenmenin (örneğin dinleyerek öğrenebileceğiniz bir yabancı dil eğitim setinin) yaratacağı mutlulukla hayatınızda farklı açılımlara fırsat tanıyabilirsiniz. belki de zamanı daha verili değerlendirme konusunda da bir şeyler öğrenmek, işe gidiş gelişlerin nasıl faydaya dönüştürülebileceği konusunda aklınıza bir fikir getirebilir.

 

sonuç olarak;

evet, mutluluk bir seçim. hayattaki her şey gibi. hayatımızın, seçimlerimize göre şekillendiğini kabullenmemişsek, mutlulukla ilgili yukarıdaki önerileri uygulama konusunda zorluk yaşamak çok doğal olacaktır. kim olursak olalım, ne durumda olursak olalım hayatımızın gidişatını bizden başa kimse değiştiremez. değişimin kişiden kişiye değişen en temel farkı zaman. herkesin kendi yolu var ve değişimin süreci bu yolun zorluğuna göre değişiyor. ve yolun zorluğu ise kişisel gelişim seviyesi ve dünyaya bakış açısına göre şekilleniyor. o yüzden durumunuzu içinde bulunduğunuz şartlara göre değerlendirmeyin. önemli olan değişme cesaretini göstermek. gerisi -yukarıda söylediğim gibi- sadece bir zaman meselesi. bunun farkında olduğunuzda mutluluk kesinlikle size uzak durmayacak.

 

0
Düşüncelerinizi paylaşmanızı çok isterim, lütfen yorum yapın.x