“bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir” ~ sokrates
insanın en zayıf tarafı “çok iyi bildiğini” sanması. bir konuyla ilgili bilgimiz olduğunu düşünsek de düşünmesek de tavrımız çok önemli. bilgi sahibi olduğumuzu düşünüyorsak kendimizi şöyle test edebiliriz; eğer konuyla ilgili “bildiklerimizi” uzun uzun yazıyorsak o kadar da bilmediğimizden emin olabiliriz. hatta suçlayıcı yazıyorsak durum çok daha vahim.
bilgi sahibi olan kişi, gerektiği kadar konuşuyor ve suçlayıcı olmuyor. çünkü bir konuyu iyi bildiğinizde karşınızdaki insanın ne kadar bildiğini ve anlatacaklarınızı ne kadar anlayabileceğini çok daha net görebiliyorsunuz.

“bildiğinden çok fazla emin olma” tavrı, egosantrik bir durum mudur bilmiyorum… epey kişide gözlemliyorum. bu “çok bilme” tavrını özellikle çok yakın arkadaşlardan ve sosyal medyadan alırsınız. biri çok yakınınız olmasından kaynaklı, diğeri hiç yakınınız olmamasından… ne de olsa sizi hiç tanımıyor. istediği gibi konuşabilir. oysa ki kişisel markalaşmanın çok önemli hale geldiği günümüzde, tavır çok önemli. aslında, kendimizden bu kadar emin olmamız en zayıf yanımız. bilginin ortalıkta uçuşmasından kaynaklı bir “kendinden fazlasıyla emin olma” durumu var; ancak, o bilginin filtrelenmeden, doğruluğundan emin olunmadan kullanılmaya kalkışılması kulaktan dolma değeri taşıyor aslında. bu da sosyal medyada çok(!) bilgili bir kesim yaratmış durumda.
ama aslında konu, bir şeyi bilip bilmemek değil sunulan bilgiye karşılık takınılan tavır. bir şeyi çok biliyor olabilirsiniz veya kulaktan dolma bir takım bilgilere sahip olabilirsiniz… ne olduğu önemli değil. önemli olan, size sunulan bilgiye veya teklife karşılık olumlu veya olumsuz geri dönüşünüzde gösterdiğiniz tavırdır.