pazartesi sendromu. çoğumuz bunu yaşıyoruz ama üzerinde çok da fazla düşündüğümüzü sanmıyorum. hepimizin kafasında pazartesileri sıkıcıdır; çünkü, “iki gündür ne güzel yan gelip yatıp, geyik yapıyorduk”. hep söylenir ya, tatilin en kötü tarafı bitmesi diye… öyle bir durum işte.
ilk bakışta “pazartesi sendromu”, tatilin ardından çalışmanın sevimsizliği olarak tanımlanabilir belki ya da işlerinden mutlu olmayan insanların haftanın ilk günüyle ilgili olumsuz hisleri. ama aslında çalışmaktan değil de “işinden memnun olmamak”… temel sorun bu. içinde, çalışmanın sevimsiz ama kaçınılmaz hissi, depresyon, yorgunluk, bitkinlik, umutsuzluk taşıyor.
yaygın bir kanıya göre ‘pazartesi sendromu‘ kültürel bir fenomenmiş ve bu yaklaşım olaylara, “olduğu haliyle” gülmeyi sağlıyormuş. ve belki de bu yolla (şikayet ederek) memnun olunmayan işe karşı bir tahammül gösterme gücü sağlıyor. ne var ki bu durum bıkkınlığı geçirmenin ötesinde, bir sinyal taşıyor aslında; çalıştığınız işle ilgili hoşnutsuzluğunuzu. eğer hoşnut olsaydınız, pazartesi günleri yorgun ve depresif değil daha mutlu ve enerjik olurdunuz.
gerçekte, işinizi seviyorsanız ve yaptığınızla ilgili bir tutunuz da varsa o zaman pazartesileri sevdiğiniz bir şeyi yapma fırsatı yaratan bir gün olurdu. sonuçta, işiniz sizi tatmin etmiyorsa ve hoşnut değilseniz, doğal olarak sıkıcı bir haftaya başlama hissi ve bıkkınlık yaşıyorsunuz. bunun sonucunda pazartesileri, verimliliğinizde ve performansınızda -sizde olduğu kadar çevrenizdeki insanlarda da- olumsuz etki yaratan bir gün oluyor.
bir çok psikolojik ve nörolojik çalışmada anlık duygusal durumun çalışma kalitesinde büyük etkisi olduğu ve kişinin kendini keyifsiz hissettiğinde de daha verimsiz, motivasyonu düşük, daha karamsar, daha az yaratıcı olduğu ve daha yavaş öğrendiği vurgulanıyor. yaşadığınız stres veya kötü ruh haliniz genel olarak çalışma ortamınızı bir anda değiştirebilir.
pazartesi sendromu yaşayan herkesin verimliliği etkileniyor. işinizde mutsuzsanız, çevrenizdekilerin mutlu olması da zorlaşıyor ve çoğu zaman pazartesi sendromunu sadece bir kişi yaşıyor olsa bile içinde bulunduğu ortamdaki herkesi etkiliyor.
bazı şeyleri farklı yaptığınızda ve bakış açınızı değiştirdiğinizde pazartesi sendromundan uzaklaşabilirsiniz;
1. sorunu tanımlayın. kendinize soracağınız ilk soru neyin yanlış olduğu. eğer her hafta pazartesi sendromunu
yaşıyorsanız o zaman bu konu eğlenilecek veya kabullenecek bir durum değil. bu, işinizde mutsuz olduğunuza ve bunu bir şekilde halletmeniz veya iş değiştirmeniz gerektiğine dair belirgin bir işaret.
işinizde sizi aşağı çeken şeyleri listeleyin. belki sorun olumsuz bir iş arkadaşınız veya patronunuzla pazartesi günü yapacağınız ilk toplantı olabilir veya kendinizi güçlü hissetmediğiniz bir gün olabilir ya da hepsi birden. ne olursa olsun, sizi rahatsız eden sebebi bulmak çözümü bulmanızda yardımcı olabilir. bu, kontrolü ele alma ve durumunuzu geliştirmenizi sağlamanın bir yolu.
eğer sadece zaman zaman yaşadığınız bir durumsa, o zaman durumunuzu değiştirmeden moralinizi yükseltecek bir yol bulabilirsiniz.
2. pazartesiye cumadan hazırlanın. pazartesileri bir önceki haftadan biriken işlerden veya tüm haftanın hazırlığını içermesinden dolayı fazladan stresli olabiliyor.
pazartesi endişesiyle savaşmak için mümkün olduğu kadar cuma öğleden sonrası için kendinize ağır ve zorlu işler bırakabilirsiniz. cumanın nispeten zor geçmesi pazartesinin biraz daha hafif geçmesini sağlayabilir.
pazartesi günü yapmanız gereken sıkıcı işler varsa bunları olabildiğince erken halledin; o zaman o işlerin tepenizde demokles’in kılıcı gibi sallanmasını önlemiş olur, günün geri kalanını daha hafif geçirirsiniz. o yapmak istemediğiniz telefon konuşmasını, halletmeniz gereken sorunu, temizlenmesi gereken gecikmiş işleri erkenden yapın. erkenden bitirdiğinizde kendinizi iyi hissedeceksiniz.
çalışma takviminizi güncel tuttuğunuzda bir sonraki hafta (dolayısıyla bir sonraki pazartesi) ne yapacağınızı bilirsiniz ve hazırlıklı olursunuz. planlı çalışmak çalışma yoğunluğundaki dengeyi sağlar.
3. sizi heyecanlandıran şeylerin listesini yapın. bir sonraki haftayla ilgili çoğunlukla yorucu ve zor işleri aklımıza getiriyoruz. onları kısa bir süre bir kenara bırakıp bir sonraki hafta iş yerinde yapmaktan keyif alacağınız bir kaç şeyi yazın. bu odaklanma ruh halinizi daha olumlu kılar. aklınıza gelmiyorsa, bu durum bazı değişiklikler yapmanız gerektiğine işarettir aslında.

söylemesi yapmaktan kolay… evet. çünkü söylerken herhangi bir eylem yapmıyoruz. ama düşünmek ve planlamak bir şeylere başlamak için atılması gereken ilk adım. gerçekleştirmesi zaman alacak. ne kadar zaman alacağı sizin düşünce yapınızın, bakış açınızın ve ön yargılarınızın size ne kadar izin vereceğiyle ilgili.
pazartesi sendromunu sadece bir sendrom olarak düşünmeyin. sadece “pazartesileri sıkıcı işte” diye düşündüğümüzde hayatımızda hiç bir şey değişmeyecek. birbirine eklenen günler ve tekrar eden olaylarla hayallerimiz arasında sıkışıp kalmış olacağız. eğer neyi niye yaptığımızdan ve seçimlerimizi zorunluluktan değil bilerek yaptığımızın farkında olursak, pazartesi de pazar kadar güzel. “yapmak zorundayım yoksa işsiz kalırım” düşüncesi ile “istediğime ulaşmak için şimdi bunu yapmak zorundayım” düşüncesi birbirinden çok farklı sonuçlar elde etmenize neden olur. ilki “çaresizlik” duygusuyla oluşturduğunuz korkunun yarattığı “hiç bir şey yapmama”; diğeri ise hayalinize ve hedefinize ulaşmak için yaptığınız planlamayla içinde bulunduğunuz ana sıkışmama sonucunu verir. pazartesileri, birinde içinizi daraltırken, diğerinde hedefinize ulaşmak için bir sonraki adım olarak görünür.
hayaliniz, hedefiniz varsa her gün pazar, aksi halde pazartesi sendromu, pazar gününden başlayarak rahatınızı bozar.